23
Şub

Anim

   Yazan: MahmutSait   Kategori Ekran Dışı

ANİME

Bugünlerde içimde bir yazı yazma isteğidir gidiyor. Sınıfta, yan sıramda oturan arkadaşımın(Sungur) yazısını okudum az önce. Her çevre için geçerli olmasa da önümüzdeki birkaç yıl boyunca, belki daha fazla, ortaokul-lise gençliğinin okul dışı genel uğraşı olacağını düşündüğüm ve eğer böyle olursa genel olarak düşünceleri işgal edecek olan animeler hakkında bence doğru bilgiler vermiş. Avatar'ı ve Death Note'u zevkle izlemiş birisi olarak çocukların artık Tom ve Jerry'den kurtulması gerektiğini düşünüyorum. Çocuklara bir faydası olduğunu göremiyorum.

Yeni çıkan anime türü yapıtlar çok daha zekice ve mantıklı tasarlanmış. Bu yüzden minik çocuklardan çok ortaokul ve lise öğrencileri tarafından izlendiğini sanıyorum. Ve bir başlayan çoğunlukla kolay kolay bırakamıyor. Yaklaşık 20 dakikalık bölümlerden oluşan diziler insanın izledikçe izleyesini getiriyor. Küçük boş vakitleri değerlendirmek için tercih sebebi oluyor. Zaten kısa olduğu için kolayca yeni bir bölüm izlemek göze alınabiliyor. Ve bambaşka bir dünyaya kaptırıp gidebiliyorsunuz. Geçen gün arkadaşlarımdan birisi önceki gün elli bölüm izlediğini söylemişti. Okuldan sonra 50 bölüm izlemesi için, hiç vakit kaybetmezse, yaklaşık 16-17 saat izlemesi gerekiyor. Hatırlatınca çok da emin olmadığı açığa çıktı ama bu da kafasının yeterince gittiğini gösteriyor.

Film izlenebilir ama bu ardı arkası gelmeyen animeler ne yazıkki birçok gencin vakitlerini yiyor. Yapacak bir şey olmadığından yakınılabiliyor ama emin olun animelerin izlendiği internette bolca yapacak şey var. Ya da okunacak kitaplarla vaktimizi çok verimli geçirebiliriz diyemeyeceğim çünkü artık hızla popülerlik kazanan fantastik kitaplar da kişiyi gerçek dünyadan koparmak ve zihni yanlış fikirlerle meşgul etmek açısından en azından animeler kadar başarılı. Fantastik kitaplar okuyup, (abidik gubidik) karakterler içeren filmler izleyip, benzer karakterleri içeren oyunlar oynayıp, ders aralarında, maçın ortasında(!) bunların muhabbeti yapılınca kişinin ne kadar gerçek hayatla bağlantısı kalır bilemiyorum. Ve gördüğümüz, okuduğumuz herşey bizleri, çok az da olsa, etkilerken insan-tanrıları bolca yer veren bu yapıtlarla bu kadar içiçe olup da “Bilerek izlersen birşey olmaz, ya zaten ben biliyorum bunların yanlış olduğunu” gibi sözlerle kendimizi avutmak ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bir anime serisini takip eden, fantastik kitaplar okuyan, oyunlar oynayan kaç kişi acaba bunları rüyasında görmeye başlamadı? Oradaki karakterlerin davranışları kaç kişiye yansımadı? Herşey bir yana, bunlarla meşgul olan kaç kişinin derslerde aklına gelmiyor, namazlarını bunlarsız kılıyor? Dersler, filmler, oyunlar arasında sıkışıp kalmış ve dünya hakkında pek de fikri kalmamış olan herkesi uyanmaya davet ediyorum.

Küçükken sahip olduğumuz hedeflerin kaçta kaçını gerçekleştirdik? Bence bu ilerideki hedeflerimiz hakkında biraz ipucu verebilir. Bu yapıtların çoğumuzun hedefleriyle neredeyse alakası yok. Ben öyle çok okuyan, yazan, iş yapan birisi değilim ama en azından bir yanlıştan uzak olduğumu düşünüyorum.

Hal böyleyken bırakalım bunlar Türkiye'ye gelmesin. En azından küçük kardeşlerimiz bunlarla büyümesin. Yoksa küçük kardeşlerimizin saçma sapan sorular sorması kaçınılmaz olabilir. Siz onların yanlış, gerçek dışı olduğunu bilebilirsiniz ama küçük kardeşiniz bilemeyebilir. Ve bunlarla büyüyen çocuğun gerçek algısını, hayal dünyasını, inancını bir düşünün. Daha akıl baliğ olmadan yani daha tam düşünemezken fantastik kitaplar okuyup insan-tanrıları hayal eden birisi, düşünmeye başlayınca yaratılmış hiçbir şeye benzemeyen Allah inancını nasıl yerleştirebilir?

Mahmut Sait Arslan

Aslında Türkiye'nin tam olarak mahrum kaldığı bir anime(japon çizgi filimi) değildir.Saolsunlar  anime  sevenler  sayesinde Türkçe alt yazılı bir şekilde izleyebiliyoruz animelerin çoğunu.Fakat yabancı ülkelerdeki çizgi filim tv kanalları sadece çocukların izlediği benten tom ve jerry gibi çizgi filimlerle beraber japon animelerinide yayınlıyorlar.Sayısız kere email attım o yabancı ülkerin tv kanallarının Türkiye'deki temsilcilerine fakat yanıt gelmedi.Sadece bir müzik kanalı veriyor bazı animeleri ama hem geç saatlerde veriliyor bende çok bilinen bir kanal değil.Önceden samurai-x dragon ball pokemon ve tsubasa gibi animeler verilmişti.Şuanki animeler One piece naruto bleach dragon ball gt gibi animeler bu eskiden verilmiş animelerin çok daha üstünü, gelişmiş hali.Asıl demek istediğim şey ise neden elin Amerikalı'sının çocuğu aynı kanalda en iyi ve en azından mantıklı olan çizgi filimleri izlerken bizim çocuklarımız halen avatarın aynı bölümünü kırk kere izliyor şaşıyorum.Avatarı çok beğenenleriniz olmuş olabilir fakat anime dünyasına girildiğinden ki avatar anime değildir, saydığım animeler izlediğiniz (bana göre tabiki) lost prison break v.b. dizilerden çok daha iyidir hem kurgu hem konu hemde karakterler bakımından.Türk dizilerini kale bile almıyorum.

Anime izlemiş değilseniz death note ile başlamanızı tavsiye ederim 37 bölümdür ve şuan hala devam eden 400 küsür bölümlük animeler kadar harikadır.Google dan anime tükçe altyazı izle yada anime izle gibi kelimelerle aratırsanız birsürü Türk anime sitesine rastlarsınız yine bir sıkıntınız olursa yorumlarda belirtirseniz sevinirim.

5
Oca

İSLAMA BİR BAKIŞ: İSVEÇ

   Yazan: kumbayram   Kategori Ekran Dışı

HAZIRLAYAN: A. FURKAN TOPAL

Kuzey Avrupa’nın zengin, refah ve az nüfusa sahip olan ülkesi İsveç. Yönetim şekli monarşi olan bu ülkede nüfusun çoğunluğu protestandır.

90’lı yıllarda körfez savaşının başlamasıyla çok yoğun bir Müslüman göçü kendini İsveç’te göstermiştir. Nitekim bunun sonucunda İsveç halkı hem İslamiyeti hem de Müslümanları merak etmeye başlamıştır. Pek çok Müslüman derneğinin bulunması orda yaşayan Müslümanların dini vazifelerini yerine getirmesini kolaylaştırmıştır.

Başlangıçta İsveçliler Müslümanlara büyük bir saygı gösteriyorlardı. Fakat 11 Eylül olaylarından sonra verilen yanlış mesajlar ve eğitim düzeyi düşük Müslüman göçmenlerin tavırları  insanların ön yargılı olmasına sebep olmuştur. Oradaki  Müslüman dernekler bu konuyla ilgili endişe duydukları için gerek medya yoluyla gerekse halkla kurulan güzel ilişkiler sonucunda bu olumsuz havayı değiştirmeyi başarmışlar ve çok sayıda yüksek eğitimli Hıristiyan  İsveçli, Müslüman olmuştur.

Sonuç olarak İsveç’te iyi eğitimli Müslümanların ve derneklerin faaliyetleri İslamiyet’in burada doğru anlaşılmasına ve yükselmesine sebep olmaktadır.

8
Ara

Rahmi Koç Müzesi’ne Bir Gezi

   Yazan: Besim   Kategori Ekran Dışı

DSC02686

Yakın zamanda yenilenen Rahmi Koç Müzesi’ne düzenlenen geziye katıldık.Çoğumuzun en az bir kere gitmiş olduğu müzedeki yeni açılan bölümler ilgi çekici…

Devamını oku »

19
Kas

Dolmabahçe’de Deprem

   Yazan: Besim   Kategori Ekran Dışı


Dolmabahce

DOLMABAHÇE'DE DEPREM ANI

Padişah Abdülhamid, bayramlaşmak maksadı ile oturduğu Yıldız Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na geçer ve muayede salonunun yan tarafındaki odada bir süre oturur.
Fuat Paşa ile bir süre konuştuktan sonra başını kaldırır ve orkestraya işaret vermesi ile bayramlaşma töreni de başlar. İlk olarak Sadrazam Halil Rıfat Paşa, geçip padişahın keçesini öper ve yerine geçer.
Ardından protokolde yer alanlar sırası ile padişahla bayramlaşır. Protokolün bayramlaşması devam ederken, birden Dolmabahçe Sarayı’nın dev avizeleri şangır şungur sallanmaya başlar…

 

Semih Mümtaz Bey, deprem anını şöyle anlatıyor:
“Sarsıntı ziyadeleşti. Avizelerden birçok parça parkelerin üzerine düşüyordu. Koca salonun camları çatlıyordu. Bir de çok kuvvetli olarak arka taraftaki camların kırılması sesleri duyuldu. Hafif bir panik başlamak üzere idi. Hünkar ayağa kalktı. İki adım kadar yürüdü. Fakat derhal döndü. Bu arada Şura-yı Devlet Reisi Kürt Sait Paşa, Hünkara doğru koşmuştu. Onu derhal yerine yolladı. Ortalığa bir işarette bulundu, tahtına oturdu. Ortalığı korkutan zelzele devam ediyordu. Muzika durmuştu. Kalabalığı dehşet istila etmişti. Bazıları kaçmak yolunu araştırıyordu. Hünkarın göremeyeceği taraflarda bulunanlar yer değiştiriyor, avizelerden uzaklaşıyorlardı. Padişah, yanında duran Müşir Fuat Paşa ile yanına çağırdığı Başkatip paşasıyla konuşuyor bazı emirler veriyordu. Kargaşalıktan korktuğu için şerrin ehvenini tercih ediyordu. Herkes de bekliyordu. Hünkarın telaş itiyadı (alışkanlığı) değildi. Fakat ne olur ne olmaz, herkes birbirine girmesin!!! Başkatip Tahsin Paşa bir dakika sürmedi, Hünkar’dan aldığı emir üzerine geri döndü, koşmaya başladı. Bir iki dakika sonra da Mabeyn-i Hümayun müezzinleri ezan okumaya başladı. Padişah ezan okunurken ayakta idi.”

KORKUP CAMI KILIÇLA KIRAN PAŞA

Ezandan sonra II. Abdülhamid eliyle orkestraya işaret ediyor ve bayramlaşma kaldığı yerden devam ediyor. Ne var ki protokolde bululanlarda takat kalmamıştı. Daha önce kimseye hatırını sormadan tebrikleri kabul ederken, bu kez herkese hatırını sormaya başlar ve “geçmiş olsun” temennisinde bulunur.
Birara kızlar ağasını yanına çağırır, yukarı katta kadınların bulunduğu bölümde duruma ilişkin bilgi alır.
Bir süre sonra, cam şangırtılarının ne olduğu anlaşılır.
Semih Mümtaz Bey, sonrasını şöyle anlatıyor:
“Tıbbiye feriklerinden doktor Namık Paşa, telaşından kılıcı ile camları kırmış, bahçeye fırlamış. Arkasından doktor Fevzi Paşa da kendini dışarıya atmış. İki müsahip (harem ağaları) aynı şeyi yapmış ve buhlar korkudan bağırmışlar.
Hünkarın sık sık sorduğu bu imiş. Uzaktan kaçanları görmüş, kimler olduğunu öğrenmek istemiş. Öğrenince de kızmış, “Allah gazabından kaçmak aptallıktır. O nerede değildir ki nereye kaçılsın. Yakışıksız bir hareket” demiş.”

PADİŞAHIN GAZABINDAN KURTULDU

II. Abdülhamid, bunların cezalandırılmaları gerektiğini söyler ise de Fuat Paşa’nın araya girmesi ile bu yola gidilmez. Namık Paşa’nın Sakız depreminde çocukken enkazın altında kaldığı belirtilir ve onun etkisinin hâlâ sürdüğü hatırlatılır. Bunun üzerine Namık Paşa da öteki kaçanlar da Hünkar’ın gazabından kurtulur.
“Tarihimizde Hayal Olmuş Hakitatlar”de bu tatsız olayın devamı şöyle anlatılır:
“Muayede (bayramlaşma) bittikten sonra bu haberi aldığımız zaman herkes memnun olmuştu. Memnun olmuştu amma zelzelenin verdiği korku haftalarca cümleyi sersem etmişti. Fakat hamdolsun şehrin ötesinde berisinde hasar vukuat olmamıştı. Bu zelzele 1895 depremi gibi (1901) yıkıp yakmadı, hafif geçmişti.”

8
Kas

Domuz Gribine Karşı Şeytantersi

   Yazan: kumbayram   Kategori Ekran Dışı

şeytantersiÇinli tıp bilimciler, bir yüzyıl önce İspanyol gribine karşı kullanılan bir bitkinin köklerinin, şimdi de dünyayı tehdit eden yeni pandemiye, domuz gribi hastalığına neden olan     A(H1N1) virüsünü öldüren maddeler içerdiğini belirlediler. Bitki pişirildiğinde soğan tadındayken, doğal halindeyken sızdırığı koku çok kötü olarak nitelendiriliyor.

Araştırmacılara göre, F.assa-foetida'daki "sesquiterpene oumarin" grubundan bileşikler    A(H1N1) virüsüne karşı yeni ilaçların temel maddesi olabilir.

NTVBilim Ekim Sayısı

7
Kas

Yeni Dünya Düzeni: Mikro Devletler

   Yazan: kumbayram   Kategori Ekran Dışı

1789 Fransız İhtilalinin yaymış olduğu milliyetçilik akımıyla birlikte 19. ve 20. yy’da dünya politikalarının belirleyici aktörleri tarafından ulus devlet projeleri yürürlüğe konmuştur. Bu plana göre imparatorluklar dönemi sona erecektir. Bu bağlamda özellikle I. Dünya Savaşı iyi değerlendirilmelidir. 20. yy’ın yeni dünya düzeninin şekillenmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu savaş sırasında ve sonrasında imparatorluklar sona ermiş ve ulus devletler kurulmuştur. Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edilen devletlerdir.

Ulus devlet olgusu sanıldığı gibi bir etnik gruba dayalı devlet türü değildir. Bu devlet türünde bir çok etnik yapı biraraya getirilerek yeni bir millet oluşturulmaya çalışılmıştır. Yugoslavya, Çekoslavakya, Irak, Suriye ve Türkiye bu sürece dayalı olarak kurulan devletlere örnektir.

Soğuk Savaş yıllarında bu plan dikkatlice uygulanmıştır. Bu plan dönem şartları itibariyle enerji yataklarının kontrolünde önemli bir rol üstlenmiştir.

1990′lı yıllar dünyanın ve politikaların değiştiği bir dönemdir. Hızla gelişen teknoloji, üretim gücü, yeni pazar arayışlarını da beraberinde getirmiştir. İlkçağ’dan itibaren kolonicilikle başlayan sömürgecilik bu dönemde yeni bir boyut kazanmıştır. Dünya siyasetine  yön veren aktörler gerek yeni pazarlar oluşturabilmek gerekse de enerji yataklarının kontrolünü sağlamlaştırmak amacıyla ulus devlet projelerinden vazgeçmişlerdir.

21.yy’ın yeni politikaları gereği artık ulus-devlet anlayışı yerini mikro düzeyde etnik yapılara dayalı yeni devlet düzenine bırakacaktır. 90′lı yıllardan itibaren başlayan bu süreç içerisinde önce Yugoslavya parçalanmış, Çekoslavakya ve SSCB dağılmış, arkalarından da Irak işgali  ortaya çıkmıştır.

Yeni dünya düzeni gereği ortaya çıkan bu durumlar bölgelerde çatışma alanlarının oluşturulması sürecini devam ettirmiştir. Bugün Balkanlarda özellikle de dağılan Yugoslavya devletleri içerisinde yaşanan durum bundan ibarettir. Çünkü henüz mikro aşaması burası için tamamlanmamıştır. Bu bağlamda bakıldığında gelecek günlerde Bosna’da bir çatışma yaşanması da kaçınılmazdır.

Gelecek günler dünya için sıkıntılı süreçlerin devam ettiğini göstermektedir. Politik aktörler henüz daha yeni düzenlerini oluşturabilmiş değillerdir. Soru şu sırada kim ve ya ne var?

kumbayram, İstanbul 2009